İşte bütün mesele bu!

Şarkısı

Şu şarkıyı dinliyordum da farketmemi sağladı bazı şeyleri. "Keşfetmemi" değil de "farketmemi"..

"İki göz yeter
Görmeyi bilsen
Gönül seslenir
Bir duyabilsen..."

Aslında bir haftasonu muhabbet arasıydı ilk kafamda ışığı yakan; ama üstünde durmamıştım. Şimdi bu şarkıyı dinlerken de sözlerine gitti kulağım galiba ve farkettim: Yazmayı çok seviyorum.. Evet farkettiğim şey dünyanın sırrı değil ama benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam..
Gün içindeki koşuşturmanın, can sıkıcı olayların veya nefesimizi kesen dakikaların arasında sevdiğimiz şeyleri ne kadar farked(ebil)iyoruz? Sadece mutlu olmak için belki hiç amaçsızca, belki de bir amaç için, ne kadar çaba sarfediyoruz? Sadece kendimiz için? Güzellikleri ne kadar yaşıyoruz? Ne kadar farkediyoruz? Şu can sıkıcı (benim canımı sıkan en azından) kişisel gelişim kitaplarındaki en doğru cümle sanırım "hayattaki küçük mutlulukların tadını çıkartın" kalıbı/klişesi. Bu her zaman mümkün olmuyor tabi.. Canımızın sıkıldığı, üzgün olduğumuz, hayattan bıktığımız, sorumluluklardan yorulduğumuz zamanlarımız oluyor. Hayatta hiç birşey bizi mutlu etmeye yetmiyor, anlamını yitiriyor. Kendimize ufak keyifler yaratmak, hayattan küçük mutluluklar yakalamak çocukça, saçma, Pollyannaca geliyor. Ama arada yağan yağmurdan tad almalı, sarınıp sarmalanmak yerine çıkıp yağmurda dolanmalı, ıslanmalı.. Sıcağın ortasında bir anda esen rüzgardan dünyanın en harika şeyiymiş gibi mutlu olmalı. Bunu hissedebildiğin için mutlu olmalı... Bazen sadece şükretmeli sahip oldukların için.. Veya kaybettiklerin ama sana kattıkları için.. Sevdiğin şeyleri daha çok yapmalı, her dakikasını sindire sindire.. Takdir kazanmak, tenkit edilmek umurunda olmadan, sadece kendin olarak yapmalı, sadece keyif alarak.. Başka bir aleme gittiğini hissetmeli, dünyadan kopmalı.. Belki başka bir insan olmalı..
Nefret ettiğin bir işin varsa ya değiştirmeli ya da susup kabullenmeli, sevmeye çalışmalı.. Ama çözümsüz kalmamalı.. Oradaki ufak mutlulukları görmeye çalışmalı.. Bir bardak çayını koyup bilgisayarın yerini değiştirmeli belki, hayatını farklılaştırmak için, başka açıdan bakabilmek için..Çünkü aslında en temel çözüm bu herşeye, her mutsuzluğa, yorgunluğa: Başka açıdan bakabilmek..
Bir de neyi çok severim biliyor musun, filmlerdeki her hareketin çıkardığı sesi dinlemeyi. Mesela adam yürürken bütün adımlarını duyarsın ya teker teker, bayılırım! Veya kalkar mutfağa gider bir çay doldurur kendine, lıkır lıkır o sesi dinlersin, sonra çay kaşığını alır karıştırır çayını falan, hasta olurum. Her anlamda! Hem o sesi dinlemek keyif verir ona hasta olurum hem de bu detaylara kendi hayatımda dikkat etmeyip hayatı ıskaladığımı düşündüğüm için sinirimden hasta olurum! :) Adam o kadar keyif alır ki o çaydan, deliririm "o çayın içinde ne var arkadaş, bildiğimiz çay değil mi bu!" diye! İşte olay o sıradan çaydan keyif almakta. Bunu yapmayı istemekte.. Bir gün bunu yapamayacağımızı unutmamakta.. Bazen rüyalarımda öldüğümü görürüm (umarım size de oluyordur bu, delirdiğimi düşünmek istemiyorum :) ). O kadar mutsuz olurum ki! İtiraz edesim gelir daha yapacak çok şeyim var hayır ben ölmüyorum diye! Benim rüyam olduğu için de caart diye çıkarım içinden kalkar bir su içerim. Ama bir gün bunu yapamayacağımı da bilirim.. İşte vakit o vakit olmadan keyif almalı.. Bakmanın değil de görmenin marifet olduğunu bi anlamalı..
Konu buraya nasıl geldi ben yine unuttum. Hah yazmayı sevmemden.. Samimi olmak gerekirse bu blogu açmadan önce 1-2 yazı yazıp bırakırım diye düşünüyordum. Ama git gide bağlanmaya başladım buraya. Paylaşmak, yazmak, anlatmak güzel geldi.. Şimdi bir baktım da Amerika'dan Kanada'ya, İran'dan Finlandiya'ya, İngiltere'den Rusya'ya dünyanın her yerinden bir şekilde yolu bloguma düşen insanlar var. Dünya üzerinde öyle bir an oluyor ki bir vakit benim parmaklarımın ucundan dökülen, aklımdan geçen kelimeler, fikirler dünyanın diğer ucundaki bir insanın karşısında oluyor. Bunun keyfi, heyecanı tarif edilemez. Yazarların, şarkıcıların hissettiği şeyi şimdi anlayabiliyorum. (Ben de bir Madonna veya bir Orhan Pamuk olmadığımın bilincindeyim, sadece minicik de olsa bir okur sayım var ve az önce bahssettiğim his milyonlar da okusa 2 kişi de okusa değişecek bir şey değil. O dolaşım 3 kişi arasında da olsa güzel, 3 milyon kişi arasında da olsa..). Her zaman edebiyatı sevdim, okumayı sevdim ama yazmak ayrı birşeymiş bunu anladım. Her çocuk gibi küçükken yazdığım hikayelerim, kompozisyon yarışmalarından kazandığım pilot kalemlerim oldu ama çok uzun süredir birşey yazmıyordum. Ve sonra bu blog çıktı. Bana çok iyi geliyor yazmak, paylaşmak, anlatmaya çalışmak.. Ve şunu farkettim ki ben yazarken başka bir insan oluyorum. Ha tabi yazdığım şey bir Karamazov Kardeşler değil neticede bunun farkındayım ama yaptığım şey beni mutlu ediyor ve o yüzden ciddiye alıyorum. O dünyanın içine giriyorum, yazdığım yazıları "yayınla" dedikten sonra sanki ruhuma girmiş olan o diğer insan çıkıyor ve tekrar ben oluyorum. Yazdıklarımı dışardan okuyorum, bunu nasıl yazdım, nerden aklıma geldi diye. Bu da beni yaşadığım dünyadan biraz da olsa koparıyor ve bana saniyelik sevinçler yaşatıyor.. İşte güzel olan bunu farkedebilmem, ondan bu mutluluğum.. O yüzden işte diyorum ki; gönül seslenir bir duyabilsen..
Sizi mutlu eden şeyleri bulabilmeniz, hayattaki ufak şeylerden mutlu olabilmeniz dileğiyle.. Beni dinlediğiniz için de kocaman sevgiler bide :)

4 yorum:

  1. tam da benim icimden her gün gecenleri söylemişsin. yazmak, konuşmak anlatmak kadar önemli benim icin de. hatta yazarken, anlattıgımdan daha cok keyif aldıgımı farkettim yazdıkca. aklıma gelen bütün sacmalıkları, bütün salaklıkları, deneyimleri, ne geliyosa önce bi kenara not ettim (ediyorum) "ilk fırsatta blogumda bu konudan bahsetmeliyim"diye. sonra da yazdım. bunun keyfine bide okuyan insanların bgenilerini, seninle aynı frekanstan oluşunu ve yazılarında kendinden bişeyler buluyor olmalarını ekle. işte insana yazdıkca yazdıran yegane güzel şey! ^_^
    bidew ben de cok severim o filmlerdeki detaylı sesleri. ama yemek yerkenki o agız sapırdatma sesi haric!:P

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatımda yeni bir pencere açıldı gibi oldu ya resmen, çok şaşırıyorum. Çok güzel bi his anlatmak, paylaşmak, ulaşmak.. Ne bilim garip oldum :)
      Ağız şapırdatma kısmında da kendimden bişiyler buldum bak misal şimdi, ben de nefrethhh ederim! :)

      Sil
  2. Sedacim! Hissettiklerimiz ne kadar benzesiyor. Sahane yazmissin. Oylesine icten, oylesine.. Olum hakkinda dusunduklerine de taa karnimin icinden cok derinden katiliyorum:) gun gelicek, euyadan uyanabildigimiz gibi gozlerimizi acip ohh diyemeyecegiz. O gune kadar durmadan yasayan, mutlu insanlardan olabilmek. Galiba en buyuk dilegim bu.
    Guzel yuregine saglik!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keske bide bunu unutup unutup durmasak di mi.. Birbirimize hatirlatmali unuttukca.. Fikirlerini paylastigin icin saol canim, senin de yuregine saglik.. :)

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.

ARKADAŞLARIM