ARADA SIRADA AKLIMA GELİYOR

Başlık cuk oturdu yalnız! Hem çok sevdiğim bi şarkı hem de bugünkü yazı genel olarak öyle :)
Bugün ahkam kesicem arkadaşlar hazır mıyız? :) Yok naçizane tecrübelerimi paylaşıcam takan, çözüm arayan, evrenden işaret bekleyen, benimle aynı şeyleri yaşayan, mutsuz olan, mutlu olmak isteyen vs vs arkadaşlar için. Gördüğünüz gibi gayet geniş bi kitleye hitap ediyor bu yazım :p Fotoğraf da koymayacağım. Azcık ciddi okuyun ama yani.

Olayın çıkış noktası geçen yazım ve o yazıma sevgili Nur-Ser'in yaptığı yorum. Aslında bir çok arkadaşımdan ve hatta eşimden aynı şeyi duyuyorum. Şimdi en günceli bu yorum oldu :)

Ben işimden ayrıldım, evde Tilda'larla ilgileniyorum diye hayatım bombastik sanılıyor :) Öyle bişey mümkün mü arkadaşlar? Kimin hayatı bombastik ki benim olsun? Paris Hilton bile mutsuz oluyorken yani ben miyim dünyanın şanslısı (yanlış olmasın kendisi benim idolüm falan değil :) sadece sanki istediği her şeyi elde edebilirmiş gibi görünüyor ya dışarıdan öyle ondan örnek verdim yani :p ) İşimden nasıl ayrıldığımı yazmıştım hatırlarsanız. Çok kötü zamanlar yaşadım ben o şirkette.. Halen daha da alacağım param var. Ama malesef bu ülkede en kolay şey (avukatın söylediği cümle aynen bu) şirket kurup iflas ettim deyip alacaklıların parasına konmak.. İşte ben de öyle bir şeye denk geldim. Şirket iflas ediyorum dediği için benim alacağımı alma imkanım sıfıra yakın.. Bir kısmını aldım ancak halen daha "amaaan kalsın beeee" diyemeyeceğim bir meblağ alacağım var.. İşte başlıkta da dediğim gibi arada sırada aklıma geliyor, beni delirtiyor! Veya çok güzel bir eğitim almış olmam, öğrenim hayatımın hep çok parlak olması, çok çalışkan birisi olmam, dürüst birisi olmam bana ne kattı iş anlamında diyorum bazen kendime. Bir yanıt bulamıyorum. Dürüstlük = kerizlik (gene ben :) ).

İşte bunları düşünmek kolay mı zannediliyor acaba? Çok şükür aç değilim açıkta değilim ona lafım yok. Ama işte insan tek bu şükürle yaşayabilir mi? Ooooh ne güzel ya bütün gün evdesin, istediğin saatte yat istediğin saatte kalk, istediğin zaman dışarı çık, canının istediği gibi giyin falan... Bunlar dışarıdan bakıldığında çalışmayan (ki ben kendimi çalışmayan biri olarak değerlendirmiyorum, tüm gün yine bebeklerimle ilgileniyorum yoğun bir şekilde) insanın hayatına dair hep pozitif noktalar. Ama işte yukarıda bahsettiğim "emeklerim boşa mı gitti?" sorusu bazen kafamı çok yoruyor biliyor musunuz. Ben onca okulu mesleğimi yapmamak için mi okudum diyorum kendime. Hoş gerçi inşaat mühendisliğini hiç bir zaman çok fazla sevmedim. O yüzden çok da dert edemiyorum ama yine de bilgilerimi kullanamamış olmak, mesleğimde körelmek bazen çok yoruyor ruhen beni.

Tüm eğitim ve iş hayatım boyunca çok büyük hayallerim vardı benim. Büyüklükten kastım mevki olarak. Yani ilerde bi gün başbakan bile olabilirim, bunun için çalışırım derdim. Çünkü bu dünyada insanlar için bi fark yaratmak istedim her zaman. Ve bunun yolunun sadece "büyük adam" olmaktan geçtiğine inandım hep. Yani şirket CEO'su olursam tamamdı her şey mesela :) O zaman istediğim farkı yaratabilecektim sanki. Böyle el işiyle uğraşmak, çocuk doğurup annelik yapmak, evde yemek hazırlamak değildi hayallerim. Onları küçük görürdüm açık söyliyim. Önemsiz şeylerdi benim için. Çalışmayan insanlara kızardım. Sonra yaşım ilerledikçe ve tabi ki evlenince isteklerimin, değer verdiklerimin, önceliklerimin değişmeye başladığını gördüm. Şu hepimizin kurduğu klişe hayalleri kurdum; "ah yeşilli mavili bi yerde yaşayalım, sade bi hayatımız olsun, ufak bahçemiz olsun ekelim biçelim, kümesimiz olsun folluktan yumurta alalım, akşamları mum ışıklarında sevgilimle muhabbet edip gülelim eğlenelim" vs vs. Bu hayatı kazanmak için çok çalışıp çok para kazanmam gerektiğine inandım. Yani gidip bi köyde yaşamak için şehir hayatının kölesi olmayı tercih ettim. İşin özü basit yaşamaktı güya ama nedense çok para kazanmak gerekiyordu bunun için. Çünkü ev alacaktık, bahçe yapacaktık, iki tane koyun koyacaktık oraya falan.. Geçenlerde yine bi dertlendim ben. Off çalışmam lazım'a bağladım. Evde napıyorum ki böyle bebeklerle uğraş, yemek yap, temizlik yap nereye kadar diye sordum kendime. Kilit soru oymuş meğersem; "Nereye kadar?". Sonra bi anda bu hayaller geldi aklıma. Kızım dedim sen basit yaşamak istemiyor muydun? Hep hayalin bu değil miydi? Senin için önemli olan hırslarından arınmak, mutluluğu nicelikte değil de nitelikte aramak değil miydi? Hayatını güzel yaşamak için sadece kendine ihtiyacın olduğunun farkında değil misin? O mavili-yeşilli bi yerde yaşarken hayata ne fark katacaktın? Ya o hayalin yalandı ya da şimdiki davranışların saçma. Seç birini! Düşündüm... Hayır yalan olan hayalim değil diyebildim kendime. Ama buna iki günde kanaat getirmedim. Kendimi, hayatımı, düzenimi çok düşündüm, tarttım. Ben yaşamak istiyorum dedim. Güzel yaşamak. Mutlu yaşamak.. Gülmek istiyorum bol bol. Huzurlu olmak.. Milyonların kurduğu bi hayali paylaşıyor olmak değildi bana huzur getirecek olan. Akşam gözlerimi kapatırken yarına hevesle uyanacağımı, bugünümü güzel geçirdiğimi bilmekti. Yaptığım işi hafif görmemek, kendime hor davranmamaktı. İnsanların hayatına fark kattığımı da düşünüyorum artık. Akşam işten yorgun argın gelip de evimizin kapısını ona açtığımda pişmiş yemeklerin, keklerin böreklerin kokusunu duyduğu an yüzüne huzur gelen eşimin hayatına fark katıyorum, kendi çapımda başardım dediğim şeyleri (basit bir yemeği 1500 denemeden sonra yapabilmeyi becermek bile olsa bazen bu) anlattığımda benimle gurur duyduklarını hissettiren ailemin hayatına fark katıyorum, bebeklerimi değerli bulup alan arkadaşlarımın hayatına fark katıyorum,  en önemlisi de mutlu olduğum şeyleri yapmaya ve yaptığım şeylerden mutlu olmaya, kendimi huzurumu bulmaya uğraştığım için kendi hayatıma fark katıyorum. Bunlar bana yetip artıyor biliyor musunuz..

Olumlu yönlerini görmeye ve yaşamaya çalışıyorum hayatın. Asla aptalca bi Polyannalık değil bu. Mantıklı davranıyorum. O bardağın bir kısmı boşsa diğer kısmı da dolu, onunla kafanı meşgul et diyorum, onun faydasını görmeye çalış diyorum. Bunu yapamadığım zamanlar da oluyor pek tabi ki. Dibe vurduğum, hiç bir şey yapmak istemediğim... Ama öyle zamanları şunu düşünerek oldukça kısa kesmeye çalışıyorum; "Seda çalışırken de derdin tasan yok muydu?" Diyorum ya yani Paris Hilton olsan, hadi onu geçtim İngiltere Prensesi olsan (Kate sana bayılıyorum yahu sen nasıl güzel bi insansın!! Hem en sevdiğim ülkede yaşıyorsun bide yaşamak mı bu arkadaş ülke senin yani!) bile derdin var! En kötü ihtimal Prens Corç gazını çıkaramıyor ona üzülüyorsundur :p Çalışırken de çok sorunum vardı. Malum şeyler dışında ev işleri yorardı, kendime ayıracağım vakit kalmaması yorardı, cumartesi bile çalışırdım o yüzden bi haftasonu gezeyim edeyim yeni yerler göreyim bile diyemezdim, yaptığım işi çok severek yapmazdım, dım da dım yani.. E o zaman da mecburen iş hayatının pozitif yönlerine bakmaya çalışırdım. Napayım yani hep eksi hep eksi hayat mı geçer?

Onu bunu bilmem ama ben hayata mutlu olmaya geldim. Zaten yaşananların da tabi etkisi var muhakkak olgunlaşmamda ama çoğunlukla pozitif olabilme, inancımı yitirmeme, hep umut etme özelliğimi bana en çok yaşam sevgim ve heyecanım kazandırmıştır. Yaşamayı seviyorum. O yüzden doğumgünleri çok önemlidir benim için. Bu güzel dünyaya gelişin anlamı büyüktür bende. Ben şimdi işten ayrılalı 7 ay olmuş. Napsaydım? Bu 7 ayı vah vah tüh tüh yaparak kendime zindan mı etseydim? Aldığım her nefes benim için kıymetli ve tekrar elime geçmeyecek bir hazine. Nasıl çarçur ederim? Tekrar söylüyorum, benim de çok moralsiz olduğum günlerim var, oluyor, olacak da. Bu da normal. Ama ben elimden geldiğince çabuk atlatmaya çalışıyorum böyle zamanları. Onlara takılıp kalmak istemiyorum, o moddan çıkmak için çaba sarfetmeye çalışıyorum. Böyle yaptıkça insanın negatif şeyleri atlatması daha kolay oluyor biliyor musunuz. Önceleri canımı sıkan bir şey için atıyorum bir hafta dertleniyorsam şimdi 3 günde "tamam artık" diyebiliyorum kendime. Bunu deneyin lütfen..

Bu arada şu "çalışan kadının hayatı çok programlı oluyor. Evde olunca zaman nasıl geçiyor anlamıyorsun. Vaktini hiç güzel kullanamıyorsun" klişesi yalan ben size diyim. Bakın dedim ya 7 aydır çalışmıyorum ve bütün işlerim de (tabi ki arada kendimi saldığım, temizlik yapmak istemediğim, dışardan yemek söylediğim zamanlar da var) tıkır tıkır ilerliyor. Sen öğlen 12'ye kadar uyursan, gününü kadın programları seyrederek, dizilere takılarak, komşuculukta lak lak ederek geçirirsen tabi ki gün yetmez! Ben 7 ay boyunca sabah 8:00'de uyandım, hatta arada daha da erken. Akşamları da 12-1'den önce yatmadım. Bütün işlerimi hallettim, bebeklerime vakit ayırdım, arkadaşlarımla takıldım, temizliğimi de yaptım. Bunların üzerine boş vaktim bile kaldı, oturdum kitabımı okudum, uyukladım, boş boş internette gezindim.. Yani senin derdin programlı olmaksa çalışmazken de olursun. Bazı şeylerin arkasına saklanmaya, bahane üretmeye gerek yok hiç. Bazı insanlar evde oldukları için kendilerini salar, paçoz paçoz gezinirler falan.. Bunu da yapmayacaksın. Dişini fırçalamayı, makyajını yapmayı (seviyorsan tabi), kızartma yaptıktan sonra mutlaka duşunu almayı ihmal etmeyeceksin. Yani tüm bunları yapmak için kriter çalışıyor olmak değil, insan olmaktır benim gözümde. İnsan hayatını seviyorsa çalışsa da çalışmasa da programlı olur, bakımlı olur.

İşte arkadaşlar ben bu konu hakkında böyle düşünüyorum. Benim işimden ayrılma maceram tüm klişelere güldüğüm bir dönem oldu benim için. Bana "sakın ayrılma çok sıkılırsın, evde yapamazsın, eşinle sorunlarınız olur, ona çatarsın, kendini mutsuz edersin" vs vs diyenler oldu. Bu kararı ben yalnız başıma almadım, eşimle birlikte aldım. Ve o aşamada o da takmamıştı bu sözleri ben de. Sen hayatının nasıl olmasını istiyorsan öyle olur. Bazı şeylerden vazgeçerken sana ne katacağını, senden neler alacağını iyi hesapladıysan, kendini bu duruma hazırladıysan mümkün olan en az sıkıntıyla aşarsın sorun denilenleri.

Çok uzun yazdım biliyorum ama sizlerin hayatlarınıza bir de bu açıdan bakmanızı istiyorum. Eminim ki sizi mutlu edecek bir sürü sebebiniz var. Sadece görmeyi beceremiyorsunuz. Biraz kendinizi dinleyin. Olayları akışına bırakın ve hayatı zorlamayın. Sonra size iç huzurunuzu getirdiğinde çok farklı bir pencereden bakacaksınız olaylara. Bu hemen yarın olmayacak. Ama bir gün olacak. Önemli olan vazgeçmemek. Çünkü geçen her gün, her dakika bir daha geri gelmeyecek, hayat çok harika bir hediye. Her saniyesinin keyfini çıkarmalı.

Umarım bu yazdıklarım bir gün ihtiyaç duyan birisine azıcık da olsa dokunabilir, yardımcı olabilir. Ben de böylece bir fark daha yaratmış olurum :))

Kocaman sevgiler! Herkese iyi haftalar!



16 yorum:

  1. Harika ve kendimden çok şey bulduğum bir yazı olmuş..Fark yaratmaksa, etrafındaki pek çok insan için bunu yaptığına eminim..Sevgilerimi gönderiyorum..

    YanıtlaSil
  2. Merhabalar, yazınızı baştan sona ve dikkatle okudum. Benzer şeyler yaşamış, benzer kararlar almış ve benzer şeyler duymuş bir insan olarak bu yazı duygu ve düşüncelerime tercuman oldu diyebilirim. Özellikle belli bir eğitim almış bayanların işlerine ara vermesi ya da ayrılması büyük bir karar. Öyle sanıldığı gibi oh istediğin saatte yat kalk, ister evde yat ister sokakta gez değil. Bu karar maddi manevi muhakeme ister ve hayatı daha basit, hırslardan arınmış ve sadece mutlu olmak için yaşamayı seçenler anlayabilir. E sen şimdi koca parası mı yiyeceksin diyenlere uzun uzun anlamayacakları şeyleri anlatmak yerine gülümsemeyi bilmek ister. Ben işimi bırakalı bir buçuk sene oluyor. İşimi severek yaptım ama aşkla değil. Maalesef gençken, toplum ve eğitim sistemi sayesinde toplumun sevdiği ya da beğendiği yönde meslek seçimine itiliyoruz, mutlu olacağımız işlere yönlendirilmek yerine. Ama ne yapıyorsak yapalım hayattan keyif almak lazım, mutluluğu beklemek yerine mutlu olmamızı sağlayacak kararlar almak ve üretici, yaratıcı olmak lazım.
    Bu arada tildalarınıza bayılıyorum. :)) Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) o soruyu atlamışım bakın; "Sen şimdi koca parası mı yiyeceksin?" :))
      Dediğiniz gibi gülüp geçmeli..
      İnsanın mutlu olacağı yolu bulduğu zaman onu seçebilme güvenini kendinden hissetmesi malesef ki çok zor.. Hele kadınsanız.. Hemen o yakıştırmalar, "oo sana yakıştıramadım"lar..
      Biz mutluysak gerisini boşverelim gitsin en iyisi :) Tercihlerimizden pişman olmamış olmak en büyük zenginlik nasılsa!
      Çok teşekkür ediyorum yolunuzu düşürdüğünüz için buralara :)
      Sevgiler..

      Sil
  3. Yine uzun, ama yine okudum :)
    Cesaret ve özgüven. Hayattaki önemli erdemlerden.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) arada çenem feci düşüyor di mi?
      Hayalini kurduğunuz şeylere kavuşabilmeniz dileğiyle..
      Sevgiler

      Sil
  4. Çok sevdim sorunlara bakış açını, hayata pozitif bakışın yüzüne oldukça yansıyor zaten Seda'cım, sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayata negatif baka baka pozitif bakmayı öğreniyor insan canım :) Hiç yapamam dediğim şeyleri yapar oldum :) Büyümek bu olsa gerek.
      Çok öpüyorum seni!

      Sil
  5. Ne güzel anlatmışsın, okudukça kendimden bir şeyler buldum.
    Her olay karşısında kolayı seçmek yerine kendini pozitif düşünmeye zorlayabilenler kazanıyor bu kesin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yolunu buralara düşürmen ne güzel :) çok teşekkür ederim
      Negatif düşündüğüm zamanlar beni bu kadar pozitif yapabildi sanırım. Baktım ki işe yaramıyor olumsuz olmak, bari kendimi üzmeyeyim dedim :)
      Bir de artık "iyi düşün iyi olsun"a çok inanır oldum. Buna ister saçma densin ister doğru densin hiç önemli değil. Ben test ettim onayladım :)
      Sevgiler

      Sil
  6. SENI SANIRIM BENDE COK IYI ANLARIM CUNKU EVLENIRKEN ISI IRAKMAK ZORUNDA KALMISTIM ESIMIN YANINDA OLMAY TERCIH EDEREK BEN COK SIKILDIM CUNKU UCRA BIRYERDE OTURUYORUM VE CANIM COK SIKILIYOR DESEM ALLAH YARDIMCIMIZ OLSUN *-*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendini oyalayacak birşeyler bulması şart insanın. Yoksa tüm gün hakikaten sıkıcı olur..
      Umarım gönlüne göre birşeyler bulur yapar, can sıkıntını atlatırsın :)
      Sevgiler

      Sil
  7. Bu uzun el emegi yaziya yorum yazmamak olmaz :)) nasil guzel nasil icten bir yazi. Calismak yada calismamak ikiside farketmez ikisini de yasamis biri olarak hayati sevmek hayattan zevk almak onemli olan. Bende is yerinde cok bunaldigim bir zaman haftasonu calismasi varken dusundum. Ne icin calisiyorum ne icin okudum evet iyi bir yerlere gelmek icin okuyoruz ama hayatida kaciriyorsak iste bu kotu :(( ayda 1 kere ailemin yanina giysem ki bu herzaman mumkun olmuyor bir yilda ailemi sadece 12 kere gorecektim istedigimde kafama estigimde ailemin yanina gideyim yapamiyordum yegenimin en mutlu gunlerini kaciriyordum ve seninde dedigin gibi ilerde yasacagim o masallardaki gibi ev hayaliyle sehrin kolesi olmustum.ve isi biraktim tipki senin gibi sabah erkenden kalktim 1 yil issiz gezdim iki hayatida tattiktan sonra yeni bir ise basladim. Artik eskisi gibi kendimi yipratmadan kariyer kariyer diye didinmeden plansiz relax yasamaya basladim. Suan evimden ailemden isimden memnunum onemli olan ikisini dengelemek yada hangisi ile mutlu olmak. Cicekten bocekten abuk subuk seylerden mutlu olan bana mutluluk icin cokda sey egerekmiyor aslinda ayy ne yazdim en basta ben unuttum. Sende,bu yaziyi okuyanlarda herkes mutlu olsun kendine deger versin bu hayati sadece 1 kere yasayacagiz:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Minik burun! :) Ne güzel dedin; sadece bir kere yaşayacağız bu hayatı! Şunu bir unutmasak!.. :)
      Öptüm seni şirin insan :*

      Sil
  8. aa... tilda bebek nasıl bi kumaştan ypaılır diye arıyordum karşıma ne çıktı. yahu bu yazıyı ben kendim yazmışım gibi hissettim. birebir her cümle neredeyse beni anlatıyor, şirketten alamadıım paraya kadar...(gerçi ben tehdit mehdit aldım parayı sora) adece inşaat değil elektronik mühendisiyim, tilda yapmayıp da çanta yapıyorum. ne hayalleri mvardı kaka temzliyorum mutluyum ama hep bişey eksik. yetmiyor bana dediğim zaman teşhisimi rahat batma hastılığı olarak yorumluyorlar... yahu siz bana bir ulaşın ne olur internetten de olsa görüşelim arkadaş olalım....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaa blogunuza gittim gülmekten öldüm :))
      Evet evet arkadaş olalım biz :) istediğiniz herşey hakkında yazabilirsiniz bana :)
      Çok memnun oldum valla ne iyi ettiniz de geldiniz :)

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.

ARKADAŞLARIM