"2 AY OLMUŞ" YAZISI

Bloga uğramayalı uzun zaman olduğunu biliyordum ama bu kadar olduğunu bilmiyordum doğrusu..

Hiç bir şeye vakit yetmiyor ki bloguma yazı yazmaya yetsin. Akşamları eve geldiğimde çoğu zaman enerjim sadece dışarıdan yemek söylemeye yetecek kadar oluyor. Eşim de aynı şekilde. İki çift laf edip dinlenmeye çalışıyoruz. Sonra ertesi gün yine aynı şeyler, aynı rutin.. Hayat bu şekilde geçer mi bilmiyorum. Şu ara en çok da onun yanıtını bulmak istiyorum..

Hiç bir zaman "benim hayatım en mükemmel hayat, en mutlu benim, en güzel benim, en doğru tercihleri ben yaparım, en pişman olmayan benim, en çok seven, en çok sevilen benim" tarzında iddiaları olan birisi olmadım. Ne hissedersem onu yazdım, söyledim. Yaptığım tek şey sadece sahip olduklarımla mutlu olmaktı. Halen daha da onu yapmaya çalışıyorum. O yüzden burada mutluluğumu da mutsuzluğumu da paylaşmakta sakınca görmedim, görmüyorum. 
Şu aralar mutsuzum. Çok şükür ki mutsuzluğumun tek sebebi işim. Eşim de aynı şekilde sevmiyor işini. Kendimize göre haklı sebeplerimiz var. Enerjimizin olmamasının asıl sebebi bu yani. İnsan bütün gününü geçirdiği işi sevmeli. Hani bir söz var ya; 
foto kaynak
Tabi ki hepimiz sevdiği işi yapıp bir gün bile çalışmak zorunda kalmayacak olan o şanslı insanlardan olamıyoruz. Bazılarımıza hayat yardım ediyor ve yollarını istedikleri gibi çizebiliyorlar. Üniversiteye hazırlanırken tek bir hedefim vardı; doktor olmak. İlk bir kaç tercihim hep tıptı. Ama olmadı. Üniversite son senem çok büyük bir stres altında geçmişti. O kadar gözümde büyütmüştüm ki bu sınavı ikinci sene hazırlanmak gibi bir ihtimal yoktu benim için asla. O yüzden tıp tercihlerimden birisi tutmazsa diye aklıma ne geldiyse yazdım gitti. Önemli olan ismi bilindik bir okul olması, mühendislik olmasıydı. Kimseye söz de vermedim, beni uyarmalarına kapalıydım çünkü. Kafamın karışmasını istemiyordum. O sene bir okula girecektim. 
Netice olarak Türkiye' nin önemli okullarından birine girdim. Ama ben inşaat mühendisi olmak istemiyordum ki hiç.. Sadece ünvanı için yazdığım bir meslek, sadece ismi için tercih ettiğim bir okulla kala kaldım.. Mezun oldum, çalışmaya başladım. 2007'den beri hayatımın her günü sevmediğim bir işe gitmekle geçiyor. 
Ben doktor olmanın dışında dekorasyonu, el işlerini de seviyordum. Belki dedim bu alanda bir şeyler yapabilirim; ama onu da yapamadım.. İş yoğunluğum müsaade etmedi, yatırım yapabileceğim, yani batarsa üzülmem diyebileceğim bir param olmadı, risk alamadım vs derken yapamadım işte. Bari mesleğimde seveceğim bir iş yerim olsun dedim onu da bulamadım. Sevmediğim bir iş yerinde, sevmediğim bir mesleği devam ettirmeye çalışıyorum. Neşemi tek yerine getiren iş arkadaşlarımı sevmem, çok güzel bir ortamımızın olması ve akşam kapısını kapattığım anda beni huzurla saran bir yuvaya dönmek.. 
Hayata dair bazı hayal kırıklıkları yaşıyorum şu aralar. Hep dürüst olmanın, çok çalışmanın en önemli şeyler olduğunu düşünürdüm. Çünkü o şekilde yetiştirildim. Yüksek notlar, örnek öğrenci olmak, yapmak istediğini değil de yapman gereken neyse hep onu yapmak, hayatının ilk önceliğinin çalışmak olması... İşte bunlar beni hep hayattan keyif almaktansa "iyi olmak" için uğraşmak zorunda bıraktı. Ve bu his içime, ruhuma öyle işledi ki sorumsuzca bir şey yapamaz oldum. İnanın hiç sorumsuzca bir şey yaptın mı, sonunun ne olacağını tartmadan sadece içinden öyle geldiği için bir şey yaptın mı deseniz yanıtım hayır olur. Belki yapmışımdır, ama soğuk havada dondurma yemekten öteye geçmeyecek ciddiyette bir şeydir yaptığım eminim. Hep bana öğretilen, tembih edilen, toplumun, ailemin, çevremin olmamı istediği insan oldum. İçimden gelmese de kurallar neyse ona uymak zorundaydım. 
Velhasılı kelam, hayatı hep çok ciddiye aldım. Belki daha az dikkat etseydim bir şeylere, şimdi daha farklı olurdu sıkıntı duyduğum şeyler. Belki hayalini kurduğum şeyleri yapmak için daha cesur olabilirdim. Hayatımın rutininden keyif alabilirdim..

4 yorum:

  1. Merhaba Seda Hanım, doktorluk mesleğini hiç sevmem, eşimin işi olduğundan ve yakından sürece tanık olduğumdan. 6 sene + uzmanlık çabaları + arkasından gelen çoğu yerde en az sene olan uzmanlık eğitimi + çoğu bölümde ayda bir sürü nöbet izni olmaksızın nöbet + doktora şiddet + bazı yerlerde malign denen hocalar + arkasından gitmek istemediğin bir yerde zorunlu hizmet. Öyle bunalmışım ki ilerde çocuğum olur da doktor olmak ister diye korkar hale geldim. Kendi işimde de bir sürü saçmasapan görev tanımı karmaşası...

    belki şu yazı size iyi gelecektir, bana iyi gelmişti:
    http://dunyalilar.org/modern-zaman-tuzagi-sevdigin-isi-yap.html

    YanıtlaSil
  2. Birebir benim ruh halim, benim kelimelerim... Sanki bloga yazacağım yazının taslağını okuyor gibiydim. Umarım beklediğimizden daha çabuk bulur şans bizi. Bu ara pozitif olabilmek için elimden geleni yapıyorum. Zira her akşam eve gidip hayıflanmanın bana bir şeyler getirmediğini fark ettim. Yazık eşimin de enerjisini sömürüyorum :( Daha keyifli günlerimiz olur umarım Seda :)

    YanıtlaSil
  3. ya seda, nasıl güzel yazmışsın! tam da bunaldığım sırada ne iyi geldi yazdıkların

    YanıtlaSil
  4. hayatın her döneminde hayalerimizi düşünerek ilerde daha mutlu olacağımızı düşünürüz.. genelde ben öyle yapıyorum.. yaşadığım bir sıkıntı ya da dönem varsa ,ilerde şunu bunu yapacağım, evleneceğim ya da mesleğimi elime alacağım diye hayal eder mutlu olurdum.. ama hayat ne dünmüş ne de yarın.. hayat yaşadığımız anmış..bugünmüş.. o yüzden sıkıntılı bir dönem geçiriyorsak bile kendimize zaman ayırmayı bilmeliymişiz ;) bizi bizden başkası düşünmez çünkü ;)

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.

ARKADAŞLARIM