18 NİSAN' DA İZMİR'DE KERMESTEYİM

Yine bilmem kaç gün sonra açılabilmiş bir yeni post sayfası, yine biriken milyonlarca şey :( Ama ne yapayım herşey bir arada olmuyor demek ki.. Ben de biraz blogumu (halbuki hiç birşey yokken blogum vardı..) ihtimal ediyorum. Ama yine en önemli haberlerimi buradan da paylaşıyorum :) Güncel bir şekilde haberdar olmak isterseniz instagrama bilgisayar üzerinden de bakabiliyorsunuz: https://instagram.com/bayantilda/

Gelelim başlıktaki havadise :) Hobici hayatımda ilk defa bir kermese katılıyorum dostlar :) 18 Nisan Cumartesi günü saat 11:00'de İzmir Amerikan Koleji'nde standım olacak :) Çok heyecanlıyım! Nasıl olur ne olur demeden atladım bu işe ama bakalım :) Çok güzel bir enerji olacağını düşünüyorum açıkçası. Fırsatı olan İzmirlileri mutlaka beklerim :) O gün için hazırladığım cicilerden bi kaç foto paylaşayım mı şimdi :p Bakalım beğenecek misiniz? En kısa sürede başka haberlerle görüşmek üzere!











YENİ CİCİLERİM VAR

İçimi döküp rahatladıysam size yeni tatlılarımı gösterebilirim demektir :)
Kış kızları ve kapı süsü tavşilerim için bayantilda@gmail.com adresinden detaylı bilgi alabilirsiniz. Açık pembeli kızımdan 1 tane, koyu pembeli kızımdan 3 tane kaldı haberiniz olsun :)
Bir de güzel bir salı olsun hepimize! Sevgiler










SADECE YAZASIM VAR

Bazen sadece yazmak iyi geliyor. Ne konuşmak, ne anlatmak, ne şikayet etmek, ne dinlemek.. Sadece yazayım, benden çıksın gitsin istiyorum. Sanırım buna da sebep olan şey hayrete düşmem bazı olaylar karşısında. İnsanın "yok canım asla öyle şey olmaz" demeyi bile düşünmediği, hiç aklına gelmeyen şeylerin başına gelmesi çok şaşırtıcı oluyor çünkü. 
Şimdi böyle sadece neden bahsettiğimi bilen kişilerin anladığı şekilde imalı imalı yazmayı da sevmiyorum aslında. Aman ne biliyim yazmak istiyorum işte bu sefer de böyle idare ediverin bi sefer beni ne olacak?

Dostum dediğim, aslında yaşı itibariyle daha çok abla dememin normal olacağı, fikir aldığım, fikir verdiğim, birlikte çalıştığım, neredeyse her gün iletişim halinde olduğum birisinden yediğim kazık canımı yakan.. Maalesef daha fazla detay yazmak istemiyorum. Çünkü okuyanlarınız arasında onu tanıyanlar da var biliyorum..

Birşey yaşadık ve ben dedim ki "yok ya seda şu anda sen rüya görüyorsun, böyle bişey olmaz yani mümkün değil". Ama baktım ki aptal olan benmişim. İnsanları tanıyamayan... Hala çocuk gibi inanan, karşımdakini kendim gibi bilen aptalın tekiymişim.. 

Çok çok uzun zaman önce yine dostum dediğim birisinden çok ağır bir tokat yemiştim. Haksızdı, bu haksızlığı kendine zarar veriyordu farkında değildi, kırmıştı beni, anlatmaya çalıştım ama anlamamakta, dinlememekte kararlıydı. O zaman da aynen bugünkü gibi kalbimin sızladığını hissetmiştim. Hani denir ya "gücüme gitti".. Çünkü bana haksızlık etmişti. Ben haketmediğim şeylere maruz kalmıştım. Ve çok kızgındım. Sonra yıllar geçti.. Belki 10-12 sene falan.. Geldi. Haklıydın dedi. Beni anladığını anlattı.. Şimdi yine eskisi gibiyiz. Ama ne oldu? Uzak geçen onca seneyi kaybettik. Geri dönüşü yok. Kendini yırtsan da yok işte. Çok güzel geçebilecek zamanları kaçırdık, kaydı gitti ellerimizden. 

Şimdi de aynı şeyi yaşadım işte. Başka birisinden tabi bu sefer. Cidden gücüme gitti yaşadığım şey. Herkes yaşadığını haketmediğini düşünür tabi ama etrafımda 2 kişi biliyor ne yaşadığımı ve tüm detayıyla biliyorlar. Ve bana hak veriyorlar. Mesele haklı olmak da değil aslında şu noktada artık. Ama belki kalp kıran ben olsam, yanlış yapan veya neyse, derim ki "seda haksızsın sus otur veya git düzelt bozduğunu". Ama işte tam tersi olunca, insan neden demeden duramıyor.. Benim dostum dediğim kişilerin sayısı bir elin parmaklarını bulmaz bile, çok çok azdır. Ama demek ki onları da yanlış seçiyorum... 

Vicdanım son derece rahat. O yüzden akşamları rahat uyuyabiliyorum. Ama kalbim çok kırık... Ve tamamen sildim artık bu kişiyi hayatımdan. Çünkü çocuk değiliz. Bunu yaşamamalıydık bu yaşımızda. Ve bana bunu bir sefer yaşatan birisine bir daha güvenmem kesinlikle söz konusu değil. Benim bozmadığım birşeyi düzeltmek için adım bile attım. Ama pişman oldum. O yüzden hayatımda bir daha yer alamamak üzere çıktı kendisi. Kendi isteğiyle! O zaman yolu açık olsun... 

Bu hafta da böyleydi işte.. Daha güzel haberlerde görüşmek dileğiyle.
İyi haftasonları..

ÇOK ÖZLEDİM BLOGUMU

Aynen öyle işte! Burada gevezelik ettiğim zamanları özledim. Bloguma yeterince (tamam kabul ediyorum, hiç) vakit ayıramıyorum :( Ve hatta çok severek takip ettiğim, ilham aldığım, bişeyler öğrendiğim bloglara da bakmaya fırsatım olmuyor.. Yaratmak lazım tabi o fırsatı. Olmuyor diyip kolayına kaçmayacaksın.
O yüzden bu sabah kahvaltı ederken kendi kendime dedim ki işler çatlasa da patlasa da bekleyecekler! Ben bu bilgisayarın başına oturucam ve bloguma kendimi affettiricem :)
Bi çok defa plan yapmıycam bundan sonra, canım ne istiyorsa onu yapıcam diye şımarmış olsam da hayatımın %90'ında plan yaparım. Gün içinde ne yapacağımı, akşam ne yapacağımı, haftaya ne yapacağımı, yaza ne yapacağımı.... Uzaaar da gider bu planlama hallerim. Ama işte o kalan %10'luk kısımda da isssyeeeaaaaan der (kendi kendime isyan ediyorum halbusi, beni plan yap diye zorlayan mı var? Olsun beni de böyle deli kabul ediverin, kendi halime bırakın) ve bazen tüm gün boyunca (uuuuuu tüm gün müüüüüüü? Çok etkileyiciiiiii :p ) canım ne isterse onu yaparım. Mesela bugün de öğlen 12'ye kadar kendime zaman tanıdım. Canım ne istiyorsa onu yapıcam. Tabi ki ilk sıraya içimde böyle vık vık beynimi meşgul eden blog yaram olduğu için hemen birinnnççç dedi blogcuğum ve oturdum bilgisayar başına.



Şu sıralar en yoğun gündemim derslerim. İstanbul-Bursa-Ankara-Ankara-İzmir-İstanbul şeklinde bir kurs programım vardı. Şimdi bu haftasonu yapcağım İstanbul derslerim kaldı bi tek. Sonra Mart ayına kadar biraz dinlenmece :) Üstteki iki fotoğraf da İzmir'deki kursumdan. İzmir - Alsancak'ta Ece Aymer Craft House İzmir atölyede harika bi 2 gün geçirdim! Ev sahibemiz Ayça hanım bana aralığın ilk haftasında bir mail atmıştı. Ama öyle tatlı bir maildi ki anlatamam :) Çok heyecanlı, çok enerjik, çok tatlı dilli, çok mutlu... İzmir'e gelmek ister misiniz demişti bana. Daha o gün dedim ki ben bu insanla anlaşırım :) Ve hemen 2-3 gün içinde netleştirdik kurs programımızı. Ve çok tatlı insanlarla tanıştığımız çok güzel bir haftasonu oldu. 



İki gün iki farklı grubumuz oldu. Kış bebeğimden yaptık her iki grubumuzla da. Bir sürü fotoğrafım biriktiği için sizi burada kurs fotolarına boğmak istemiyorum :) Daha fazlasını Bayan Tilda instagram hesabımdan görebilirsiniz. 
Atölyenin perileri Ayça hanımla kardeşi Sezin bir de iki arada bi derede bana Bayan Tilda kupası yapmışlar! O kadar bayıldım ki!.. Hayatımın geri kalanını bu kupayla el ele geçirmek istiyorum sanırım :) 
Bir süredir kurs hazırlıklarından kalan zamanlarda bir başka gündemim de hobi köşemi düzenlemekti. Biz hobi odamızı eşimle ortak kullanıyoruz. Onun müzik köşesi var, benim dikiş köşem. Ama benim eşyalarım artık öyle bir hal almıştı ki eşim artık bana "virüs gibisin git gide yayılıyosun sessiz sessiz" diyordu :) Adamcağız hakikaten müzik "köşesi" kullanır hale gelmişti :) Bense hobi "alanı" yapmıştım. Ama napayım, ıvır zıvırım çok. E kullandığım masalar da hep öğrenciliğimizden kalmış eski masalarımızdı. Bir dolabım yoktu, sadece English Home'dan aldığım tel rafım vardı ayaklı. Malzemelerim artık masaların altında, üstünde, tel dolapta öyle üst üste duruyordu. Hem dağınık düzensiz görüntü beni rahatsız ediyordu hem de bişey yapmak için kırk saat malzeme aramam gerekiyordu. 
Bi gün delirdim! Dedim artık uğraşamıycam böyle üst üste, üst üste. Gidip İkea'dan bi dolap alıcam. Aradığım 2 kriter var; birincisi mutlaka camlı olması, ikincisi bol alan sağlaması. E tabi bir de ekstradan beyaz renk olsa fena olmaz diyordum :) Önce İkea kataloğundan Hemnes vitrine göz koydum. Ama bi İkea dolabına da 729 TL vermek çok saçma geliyor. Yine de mecburen alıcam dedim. Sonra ben İstanbul ve Bursa kurslarıma gittiğimde eşim gitmiş Billy modelini almış :) Bir de ona yükseltme rafları da ekleyince hem Hemnes modelinden çok daha fazla alan sağlamış hem de yarı fiyatına gelmiş :) Meğerse Hemnes masif ahşapmış. Yahu napayım masif ahşapı. Şu anda bana hem ekonomik olarak hem de depolama olarak en harika çözümü veren model neyse o lazım. 
Allahım ben bu dolabı görünce ne mutlu olmak ne mutlu olmak :) Nasıl oynadım saatlerce anlatamam. Onu alıyorum o rafa koyuyorum, sonra kaldırıyorum başka rafa koyuyorum falan :) Hem dağınıklığım ortadan kalktı, hem de odada (bir masayı ve tel dolabı kaldırdığımız için) inanılmaz bir alan açıldı! İkea evimizin herşeyiiiii :)
Etsy dükkanımda satıla satıla (maşallah diyim :p ) azıcık kalan bebiklerim de yerlerini aldılar. Oldu mu size bir tatlı huzur köşesi. Saatlerimi geçirebilirim burada. Yerleştikten sonra da hemen İzmir'e gittiğim için tadını çok çıkaramadım. Şimdi bu haftasonu da İstanbul'da kurslarımı tamamlarsam odama kapanıcam, biiir sürü bebek yapıcam. 
Bu arada ben size eşimin yaptığı yatağı göstermiş miydim ya? Nasıl atlarım böyle bir haberi!! Ah tembel Seda ah! Şunun harikalığına bir bakar mısınız! Eşim tamamını elde yaptı. Üzerinde çok büyük emek var... Masif ahşap malzeme kullandı. Sipariş vermek isterseniz de size de hazırlayabilir. Bana bayantilda@gmail.com dan yazarsanız kendisine iletirim :) Menajer olmak da varmış kaderde :p

Ben de içine bir yatak seti yaptım :) Hatta şu anda sadece yatak seti Etsy dükkanımda satışta. 







Sanırım sonsuza dek bu yatak müsveddesinin fotolarına boğabilirim sizi, bunu anladınız di mi :) O kadar bayıldım ki! Bir çocuğum olsa kesinlikle böyle bir oyuncağı olmasını isterdim. Bakıp bakıp mutlu oluyorum resmen :)
Şu aralar bir de Tilda Magnolia stamplerin renklendirilmesi işine merak saldım. Boyaları kullanmayı öğrenmek istiyorum. Aslında dünya çapında genelde stampleri renklendirmek için Copic Marker denilen kalemleri kullanıyor insanlar. Epeyce profesyonel kalemler bunlar. Ben de hevesim geçer belki şimdi yok yere pro bi set almamın ne anlamı var ki diyip sulu boyayla denemeler yapmak istedim. 
Copic markerların özelliği ton geçişlerini çok güzel yapmanıza olanak sağlaması. Çünkü bir sürü tonu var bir rengin. Ve bunlar keçeli kalem gibi oldukları halde boyaları birbirine karışmıyor. Mesela örnek bir video koyayım aşağıya, ne demek istediğimi anlayacaksınız. 
Yeni birşeyler öğrenmek bana çok iyi geldi. Beynimi resetleme imkanı yarattı diyebilirim. Zaten öğrenme işini çok severim. Bana inanılmaz bir heyecan verir. Şimdi iş kendime bu yeni uğraş için zaman yaratabilmekte :) Ama kararlıyım, yaratıcam. Hobim işim olduysa kendime yeni bir hobi hobisi bulmam gerek ki kendime zaman ayırabileyim :)
Bu yıl da değişiklik yapmadım ve kendime yılbaşı hediyesi olarak kitap aldım :) Ama bi türlü ilerlemeyen bi kitap almışım meğerse :( Yani normalde Orhan Pamuk'u severim. Rahat okurum. Ama bu kitap beni bir sıktı bir sıktı ki sormayın. Neden öyle oldu bilmiyorum. Yine kendimi zorlayacağım tabi bitirmek için ama elimde sürünecek belli oldu yani :/
Bir de yeni yılda uygulamak üzere şöyle bir karar aldım; aldığım kitaplar öyle kitaplık beklemeyecek, içlerinden denemeler yapıcam. İşe Cafe Fernando'nun kitabıyla başladım. Hazır yılbaşı da geliyor diyip zencefilli ve limonlu kurabiyelerinden yaptım. Kitapta ısrarla tarif dışına çıkmayın, ne yazmışsam birebir uygulayın diyor. Ben de söz dinledim ve bu zamana kadar yaptığım en harika kurabiyeleri yaptım!! Ciddi söylüyorum haaaarika oldular. Yapımı biraz zahmetli olsa da sonuca kesinlikle değiyor size söyliyim. Evi bi kere harika bi koku kaplıyor! Sonra yedikçe yiyesin geliyor ve tadı, dokusu inanılmaz gurme duruyor. Kıtır kıtır ve bu kıtırlığı günlerce kaybetmeyen kurabiyelerim oldu uğraşlarım sonucunda :) Kesinlikle denemeniz tavsiye edilir.


Sonra Dulce De Leche tarifini denedim. Yani süt reçeli. Yapımı basit ama sadece biraz (!) zaman alıyor :) Yalnız sonuç mükemmel! Yemeye doyamıyorsunuz. Ciddi anlamda yedikçe yiyesi geliyor insanın. Çok değişik bi tat. Sanki karamel gibiii, krema gibiii,,, Ne biliyim harika bişiy işte. Mutlaka deneyin diyeceğim bir tarif daha kısacası :)
Yemek konusunda son önerim ise kruton. Yani yağlı, baharatlı ekmek küpleri diyim. Bi ara evde çok ekmek birikti. Bi kısmını deep freezeimdeki köfteye koymalık ekmek dağımın üzerine ekledim. Ama yok, hala çok fazla var! Sonra aklıma çorba yanında ikram edilen krutonlardan yapmak geldi. Dedim güzel bi mercimek çorbası yapayım. Yanına da bu ekmeklerden kruton koyarım ooh misss. Hem sağlıklı hem ekmekler değerlendirilmiş olur. Tariflik bişeyi yok da ben internetten şöyle biraz bakındım yine. Ekmeği küpler halinde kesip hepsini kaplayacak kadar zeytinyağı ve baharat karışıma atıyorsunuz, karıştırıp yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine döküyorsunuz. Önceden ısıtılmış fırında 20 dakika kadar kızartıyorsunuz. İşte bu kadar basit. Hem de çerez gibi bir yeniyor var ya off miss. Seviyorum böyle bişeylerin değerlenmesini sağlayan tarifleri. 
Yaaa yazmayalı ne çok şey birikmiş görüyor musunuz... Fotoğraflarımı instagram sayfamdan aldığım için oradan bakıyorum şimdi de "aaa bunu da yazmamışım blogumda, aaa bu fotoğrafı da koymamışım, aaaa bu bebeği yaptığımdan haberi yok blogçu arkadaşlarımın" derken buldum kendimi.  Aşırı yükleme yapmadan hangi bebekleri yaptığımı da paylaşıp kaçsam mı acaba :)



Orjinal Tilda kumaşlarıma kıyabildiğime inanamıyorum :) Ama artık bu benim işimse en güzelini, en kalitelisini, en farklısını yapmaya çalışmalıyım di mi?


Farklı yerlere gittiler bu kankalar. Ay tiplerini çok sevdim, çok eğlenerek çalıştım :) Tüm bebeklerime Etsy dükkanımdan ulaşabilir, tüm detaylarını görebilirsiniz.


Son olarak da elimde tek adet kalmış olan bu mavi kulak uyku arkadaşını sizlerle paylaşıp bay bay diyim :) Bir önceki yazımda boydan olan fotoğraflarını da görebilirsiniz. Siz sormadan ben söyleyeyim, malesef pembesinden yok :) 
Eğer sabrınız tükenmeden buraya kadar gelip yazdıklarımı okuduysanız çok teşekkür ederim :) Ay onu da anlatayım, vay bundan da bahsedeyim derken işte böyle uzun bi post oldu. Daha sık yazmaya çalışıcam desem de ne zaman fırsat bulursam o zaman yazdığım bi gerçek :) Hiç kandırmayalım birbirimizi di mi :p En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere diyim o zaman :) Sevgiler
Powered by Blogger.

ARKADAŞLARIM